'Soru çalarak belli kurumlara sızdılar'

'Soru çalarak belli kurumlara sızdılar'
Gebze Teknik Üneversitesinde akademisyenlere hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, ’’2002 yılında Türkiye’de toplam 76 üniversite vardı. Gebze Teknik Üniversitesi ile birlikte 100 yeni üniversite ve sayı böylelikle 176’ya ulaşmış oldu. 12 yıl önce ‘Zararın neresinden dönülse kardır’ dedik, ‘Bir yerden başlamalı’ dedik ve dört tane kendimize temel taş tespit ettik. Eğitim dedik, sağlık dedik, adalet dedik, emniyet dedik.

Eğitime verdiğimiz ağırlık o gün bugündür devam ediyor. Önce yapısal noktada attığımız adımlarla Osmanlı’dan 79 yıllık Cumhuriyet dönemi dahil tüm derslik sayısının üçte ikisinden fazlasını ki 165 bin derslik 12 yıl içerisinde yapıldı. Çünkü biz talebeliğimizde, İstanbul’da, ben 75 kişilik sınıfta okuyordum. Geldik orta, liseye. Orada da aynı 80, 85. İçinizde bu dönemleri yaşayan olmuştur. Hele hele Anadolu’da 100 kişilik sınıflarda okuyanlar oldu. Buralardan şimdi koyduğumuz hedef şu, dedik ki; ‘30’un üzerinde olmayacak’. 30’un altında olacak. Hamd olsun artık bu çok yerde yakalandı. Şimdi 30’un üzerinde sınıflarımız, dersliklerimiz hamd olsun yok.

Şimdi eksiğimiz nerede? Eksiğimiz tabii şimdi öğretmenlerimizde. Çünkü bütçe ne kadar müsaade ediyorsa bir yerde de o kadar öğretmen alabiliyorsunuz. Fakat buna rağmen hiçbir dönemde alınmamış öğretmeni bu 12 yıl içerisinde eğitim camiamıza kattık. Aynı kararlılıkla bu devam ediyor. Yani en çok personel alımı öğretmenlerde yapılıyor. İşte bu sene Ağustos’ta yanılmıyorsam 40 bin öğretmen alındı.

Şimdi yine bu ara dönemde bir 15 bin öğretmen daha alınması suretiyle 55 bin öğretmen de bu eğitim-öğretim sezonunda eğitim camiasına katılmış oluyor. Bunlar önemli rakamlar. Bunlar geçmişte kolay şeyler değildi. Attığımız adımlar, toprakla buluşturduğumuz bu tohumlar inanıyorum ki gelecek adına çok büyük değer ihtiva ediyor’’ dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta savunma sanayi olmak üzere bir çok alanda atılım yapan, ilkleri başaran, dünya ile rekabet edebilen bir ülke konumuna yükseldiklerini ifade ederek, ’’Bu ivme devam ettiği müddetçe inanıyorum ki araştırma-geliştirme alanında, inovasyon alanında, markalaşma alanında, patent alanında özellikle mevcut durumun kat kat artmak suretiyle dünyada ses getiren başarılara inşallah ulaşacağız. Bakın burada şu rakamları sizlerle paylaşmak isterim. Biraz önce söyledim 76 olan üniversite sayımız 176’ya ulaştı diye. 558 olan fakülte sayımız 12 yılın sonunda bin 484’e ulaştı.289 olan enstitü sayımız 631 oldu. 171 yüksek okul vardı şu anda ise 493’e ulaştı. Hükümetimiz sağolsun öğretim elemanlarımızın maaşlarında da ciddi oranda bir artış gerçekleşti. Yüksek öğretim tazminatıyla, akademik teşvik ödeneğiyle üniversitelerimiz cazibelerini daha da arttırdılar. Bütün bu yatırımlar Türkiye’nin geleceğine yapılmış yatırımlardır. Bu yatırımlar bugün bile etkisini göstermeye başladı ki gelecekte etkisinin daha yüksek olacağına, Türkiye’nin eğitim ve bilim atmosferini daha da değiştireceğine ben gönülden inanıyorum. Bilimin üretilmesi için, gelişmesi, yerleşmesi için belli şartların oluşması gerektiğini hepimiz çok ama çok iyi biliyoruz. Bakın tarihte Bağdat bir bilim merkezidir.

Neden? Çünkü Bağdat özgürlük ortamı ile, sahip olduğu refah ile dönemin alimlerini yetiştiriyor, cezbediyor. Endülüs aynı şekilde bir cazibe merkezi. Cezbediyor, çekiyor. Selçuklu başkenti, Konya; aynı şekilde güvenliğiyle, refahıyla, özgürlük ortamıyla tüm dünyadan alimleri adeta bir mıknatıs gibi çekiyor. Bu büyük mirası Osmanlı döneminde nerede yaşadık? İstanbul’da yaşadık. İstanbul da yaklaşık 4 asır boyunca hem bir siyasi başkent, bunun yanında dünya biliminin başkentliğini yaptı. Dünyanın her tarafından alimleri çekiyordu İstanbul. İstanbul’u bir ilim merkezi yapan da özgürlük, güvenlik ve refah ortamıydı. Şu anda batıdaki bilim merkezlerine baktığınızda, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ne baktığınızda, bizim tarihimizdeki o iklimi sağlamaya çalıştığı için başarılı olduğunu görürsünüz. Türkiye’de dahil olmak üzere dünyanın hemen her ülkesinden bilim insanlarının orada faaliyet gösterdiklerine şahit olursunuz. İşte biz yeniden, Yeni Türkiye çıkışıyla, bu atmosferi bu iklimi oluşturmak zorundayız.

Tarihte sahip olduğumuz o cazibe merkezlerini yeniden inşa etmek zorundayız. Bunu başarabilmek için neye ihtiyacımız var? Özgürlük, güvenlik ve refaha’’ diye konuştu. Terör konusunda arzulanan neticeyi henüz tam olarak alamadıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, ’’Çünkü o zaman yayılma Orta Anadolu’dan batıya değil, Doğu, Güneydoğu, buralara da olacaktı. O zaman Doğu ve Güneydoğu’daki yatırımların da sıçramasıyla birlikte ben inanıyorum ki bu büyüme farklı bir şekilde gelişecekti. İşte onun için biz çözüm sürecini başarıyla tamamladığımızda, özellikle de Türkiye’ye yönelik ulusal ve uluslararası operasyonların önünü tamamen kestiğimizde, göreceksiniz özgürlük, güvenlik ve refah çok daha güçlenmiş olacak. Bilim daha sağlam bir zemine kavuşmuş olacak. Öyle bir terörist yapı var ki, okul yakıyor, üniversiteleri yakıyor. Şimdi bu terörist yapı ile tabi ki bu mücadele kararlı bir şekilde devam edecek. Çözüm sürecini yakalayacaksınız. Üniversiteye gelen elinde döner bıçağıyla gelmeyecek, silahla gelmeyecek. Onun en büyük silahının bilgisayar olması lazım, onun en büyük silahının kitap olması lazım. Bu olduğu andan itibaren kendisi de güç kazanır. Kendisi de adam gibi adam olur. Bunu yakalamamız lazım. Yoksa terör estirmek suretiyle kişiye adam demezler. Bütün mesele o ahlaki değerler noktasında. İşte şu anda yurt dışına giden bilim insanlarımız, öğrencilerimiz umutla ülkelerine dönüyor ve hamd olsun üniversitelerde görev alıyorlar. Tersine beyin göçünü, yani yuvaya dönüşü inşallah daha da hızlandıracağız. Bu konuda elimizden geleni yapıyoruz, yapacağız. Önce kendi bilim insanlarımızı, ardından dünyanın bilim insanlarını Türkiye’ye çekmeyi mutlaka başaracağız. Bakın şu anda bazı vakıf üniversiteleri bunu başardılar’’ dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomide olduğu gibi, siyasette olduğu gibi bilim alanındaki bu gelişmeler de dünyada bazılarını rahatsız ettiğini ifade ederek, ’’Bu süreci sekteye uğratmak için, bu kararlı yürüyüşü durdurabilmek için, sizler de görüyorsunuz, her yol deneniyor. Biz millet olarak, bir ülke olarak on yıllardır yapılan bu operasyonlar nedeniyle, on yıllardır kurgulanan bu tuzaklar ve içerideki tartışmalar nedeniyle inanın çok büyük kayıplar verdik, çok kan kaybettik. Eğer bu operasyonlar başarıya ulaşırsa, bu tuzaklara düşersek, içerideki sorunları çözemezsek inanın ülkeye ve millete yazık olur. Türkiye yeniden eski Türkiye’ye dönüşür. Buna müsaade edemeyiz. Burada bir kez daha vurgulamak isterim, hedef şahsım değildir. Hükümet ya da bir parti, o da değildir. Hedef Yeni Türkiye’dir. Bizler faniyiz. Hepimiz gelip geçiciyiz. Kimse kalıcı değil. Gidiciyiz. Aşık Veysel’in dediği gibi; dünya malum. İki kapılı bir han. Birinden gireceğiz öbüründen çıkacağız. Olay bu, girdik.

Şimdi çıkacağımız günü bekliyoruz. Bakalım ne gün çıkacağız? Öyleyse ‘Bu kadar küçük bir dünyada bu kavga niye?’ diye sorarlar. Eğer Türkiye’nin kazanımlarına, Türkiye’nin istiklaline bizim sahip çıktığımız gibi sahip çıkılmazsa inanın bütün kazanımlar heba olur. Eski Türkiye yeniden can bulur. İşte bunu önleyecek olan genç nesillerimizdir. Bunu önleyecek olan genç nesillerimizi yetiştirecek olan siz değerli hocalarımızsınız. Bizim siyasetçilerimizden önce akademisyenlerimizin özgürlüğe, demokrasiye, milli iradeye inanmış olmaları gerekiyor. 1940’ların tek parti dönemini özleyen, faşizm özlemi içerisinde olan, baskı, yasaklama, ret ve inkar özlemi içinde olan üniversite ve akademi dünyası Türkiye’ye geçmişte çok büyük zarar vermiştir. Üniversiteyi özgürlük ortamından çıkarıp hapishaneye, tek tip insan yetiştiren kurumlara, ikna odalarına çeviren bir zihniyet inanın Türkiye’ye çok büyük zarar vermiştir.

Biz öğrenciliğimizi bunların içinde geçirdik. Üniversitelerdeki bu tek parti dönemi ve faşizm özlemi duyan zihniyet kadar aklını, iradesini hatta inancını bir takım ihanet şebekelerine kiraya veren zihniyet de aynı derecede tehlikelidir. Nitekim o tek partici, faşist zihniyet ile ihanet şebekelerinin nasıl bir ittifak içinde olduklarını da bu günlerde görüyoruz. Başörtüsünü yasaklayanlarla, başörtüsüne farz diyenler kol kola yürüdüler. Darbeciler ile darbelere övgüler düzenleyenler bir araya geldiler. Üst aklın maşası olanlar ne kadar uçlarda gibi görünseler, bu günlerde görüyorsunuz, kucaklaştılar. Bütün hayatları hukuku çiğnemekle geçenler, normalleşen bir hukuk karşısında eski Türkiye’nin hukukunu istemeye başladılar. Bütün hayatları özgürlükleri kısıtlamakla, tehdit etmekle, ret ve inkar etmekle geçenler gerçek özgürlük karşısında eski Türkiye’nin baskılarını hatırlamaya başladılar" dedi. Eski Türkiye’ye geri dönüş olmayacağının altını çizen Erdoğan, "Türkiye inanıyorum ki her bir ferdi ile normalleşmeye, yani Yeni Türkiye’ye sahip çıkacak. Üniversitelerimizin, hocalarımızın bu özgürlük ortamına daha fazla sahip çıkmaları, onu daha da geliştirmeleri bizim en büyük arzumuzdur. Bilim de ancak o şekilde üretecek, ancak o şekilde gelişecek ve gelişebilecektir.

Birikimini, sahip olduğu konumu ülkesi için seferber etmek yerine kriptolu telefonları dinlemek için yoğunlaştıranların nasıl bir ihanet içerisine girdiklerini görüyorsunuz. Milletin parasıyla okudular. Milletten ümmet adı altında topladıkları paralarla okudular. Kimi zaman hileyle, soru çalarak belli kurumlara sızdılar. Milletin kurumlarında, milletin imkanlarını kullanarak, ne yazık ki millete çalışmak yerine gittiler uluslarası çevrelere hatta uluslararası istihbarat örgütlerine çalıştılar. İşte TÜBİTAK bunun en bariz örneğidir. Bilim üretmesi, bilimi araştırmayı, geliştirmeyi desteklemesi beklenen TÜBİTAK, gizli bir şekilde, sinsi bir şekilde bir ihanet şebekesine, onun maşası olan çevrelere çalıştı. Bugün ise TÜBİTAK hamd olsun bir normalleşme süreci içerisine girmiştir. Normalleşmiştir diyemiyorum.

Daha henüz yok. Daha orada ciddi temizliklerin yapılması gerekiyor. Biraz daha zaman alacak. Türkiye’nin şu anda kendi uydusunu inşa edecek imzayı bugün attık. Hayırlı olur inşallah. Üniversitelerimizden de beklentimiz budur. Biz yasaklara ya da kökü dışarıda sahte hocalara aşık değil, bilime aşık üniversiteler istiyoruz. İradelerini zeka ve becerilerini kurulan tuzaklar neticesinde ihanet şebekelerine kaptıran öğrenciler değil, akademisyenler değil, üniversiteler değil. Özgür bireyler, özgür kurumlar istiyoruz. Şunu unutmayalım, özgürlük arttıkça, aydınlıktan gözleri kamaşıp kendilerine özgürlük isteyenler yaygara yapacaklar. Ne yaparlarsa yapsınlar. Biz birilerinin özgürlüğü için değil, 77 milyonun topyekün özgürlüğü için mücadele edeceğiz. Bunu inşallah başardık, başarıyoruz. Güçlü Türkiye, büyük Türkiye artık imtiyazlı kesimlere özgürlük sağlayan, imtiyazlı kesimlere çıkar sağlayan operasyonlarla hamd olsun artık başa çıkabiliyor. Dünden itibaren ulusal ve uluslararası medyada ya da bazı çevrelerde başlatılan Türkiye aleyhtarı algı operasyonları da, göreceksiniz, onlar da boşa çıkacak. Çetelerin hukuk değil, milletin hukuku inşallah Türkiye’yi çok daha özgür bir konuma yükseltecek. Bizler çok mücadele ettik, Türkiye’yi bu noktalara getirdik. Allah nefes verdiği müddetçe bu mücadelemiz sürecektir. Ardından bayrağı genç nesiller alacak. Sizlerin yetiştireceği o nesillere inanıyoruz, güveniyoruz. Gayretleriniz için, alın teriniz için, bilim aşkınız için ve bilim mücadeleniz için sizlere milletçe şükranlarımızı sunuyoruz’’ diye konuştu.